Evime doğru yürürken omzumda bilgisayar çantası Jared Diamond'un kitabından Avustralya ve Yeni Gine kıtalarında yalıtılmış çok küçük nüfusların nasıl yok olduğunu, biraz daha büyük nüfuslarınsa nasıl gelişimde geri kaldıklarını merakla okuyordum. Birden boş bulundum, bişey sorabilir miyim diye yanaşan o bildiğiniz tiplerden biriyle konuşmaya başladım.
İki gündür açmış falan filan, bir ekmek parası! Cebimde tam 40 kuruş bozuk var, çıkarıp verecek oluyorum. Yok ben para istemiyorum, şurda bir çorbacıya gidelim bana bir çorba içir modunda... Tak, para istemeyip çorba içmeyi istediğine göre dediğinde doğru gibi. Ben de tabii bir anda kendimi konuşmanın içinde bulunca henüz beyin faaliyetlerimi tam yönlendirebilmiş durumda değilim. Bu sefer acıyıp cüzdanımdan bir 10 lira çıkarıp veriyorum. 10 lira verebilir modda olduğumu görünce senin memleket nere ayağından sohbete başlıyor ve kendisi de Yıldızeli ilçesinde okumuş oluyor bak bak bak. Ve sohbeti getirip bir anda diyor ki, kendisi de memlekete dönmeye çalışıyormuş ama parası yokmuş dönecek, 28 liraya tren bileti alınıyormuş, para da istemiyormuş, gidip tren bileti alalımmış. Metronun orda da tren bileti satılıyormuş.
Ben tabii bu noktada aymazlığımdan uyanıyorum. Beynimin başından beri bilinçsiz işlediği veriler suyüzüne yani bilince çıkıyor: Açlığı biliriz, oruç tutuyoruz sonuçta. Adam bi kere 2 gündür aç modunda değil. Artı İstanbul'a gurbetten düşmüş birine göre hertarafı avcunun içi gibi biliyor. Çorba şurda, tren bileti şurda falan filan. Belki de kuytu da bekleyen başka arkadaşları var, darpa kadar planları var kim bilir. Yok yok kalanı da başka yerden bulursun falan diye geçiştirip yoluma devam ediyorum.
Yav kardeşim, bu kadar yeteneklisin, satışçı olsana. İş bulamıyorum diyosan, herhangi bir yerde bir günlüğüne bedelsiz satış yapmayı öner. Sen bu yetenekle kesin satış yaparsın, hem de alasını yaparsın. Üstelik dilenmeye göre çok çok büyük paraları kazanabilirsin bu satış yeteneğinle!
Daha bu konuşmadan çıkarılacak çoook ders var. Mesela istemekten, sormaktan çekinmemek ilkesi. Adam çekinmiyor işte. Ne olabilir ki, en fazla reddederdim, bir de hor gören tarzda bakardım, bir de böyle insanları kandıracağınıza çalışın ya nutku çekerdim. Adam buna hazırlamış kendini zaten.
Dilenmek için istemekten bu kadar çekinmeyen, bu kadar ne istediğini bilen bir kişi karşısında düşünmeden edemedim: Kendi istediklerimizi rahatça ve çekinmeden söyleyebilmemiz durumunda hayatlarımı ne kadar da farklı ve ne kadar da daha iyi olurdu.
Hayatta alınacak çok ders var çok, sokaktaki usta bir dilenciden bile.