Gündelik Başarı için Uygulanabilir Taktikler kişisel gelişim çalışmalarımın ilk ürünüdür. Ağırlıklı olarak kendi deneyimlerime ve geliştirdiğim taktiklere dayanır. Tabii ki okuduğum çeşitli kaynaklardan özümsediğim ve yararlandığım unsurların da büyük bir önemi vardır bu çalışmada.
Kitapta anlatılan 10 taktikte temel olarak şöyle bir içerik kullanılmıştır:
- Giriş: Genel açıklama
- Gerçek hayat örneği: İlgili taktiğin bir gerçek hayat örneği ile açıklanması
- Faydalar: Bu taktiğin size sağlayabileceği faydalar. Bir bölüm hariç beşer fayda anlatılmıştır.
- Senaryolar: Bu bölüm çoğunlukla hikaye etme tarzındadır. Her taktik üçer senaryo içinde sunulmuştur.
- Olası zararlar: Öneriler bazen zararlı sonuçlar da doğurabilir. Öngörebildiğim bazı zararlar konusunda kısa uyarılar bu bölümde yer alır.
Kitabı okumaya buradan başlayabilirsiniz.
Ama belki de taktiklerden birine doğrudan dalmak istersiniz. İşte size kitapta anlatılan on taktik için kitaba giriş noktaları:
1. Çevrimlerle öğren kalıcı öğren
2. Aşamalarla çalış
3. Gördüm ve oyundayım; riski bilerek yine de ilerlemek
4. Kendine dışarıdan bak
5. Heyecan bilgiyi öldürür ya da kontrol edemediğin heyecan senin değildir
6. Tek kişilik orkestra
7. Algı gerçektir ya da profilini göster
8. Üzerine uyu
9. Kaldıraç etkisi olan işlere küçük zamanları ayırabilmek
10. Çalışmak keyiflidir
28 Ocak 2009 Çarşamba
14 Ocak 2008 Pazartesi
Boğaziçi ve Marmara Üniversitelerinde Gündelik Başarı İçin Uygulanabilir Taktikler seminerleri
Geçtiğimiz yıl bitmeden önce iki üniversitede Gündelik Başarı için Uygulanabilir Taktikler'le ilgili seminerler verdim.
Boğaziçi Üniversitesi'nde 4 günlük yoğun bir etkinlik zincirinin üçüncü gününün akşamında ve Fenerbahçe-Galatasaray maçı başlamadan hemen önceki saatte yer almasına rağmen 80 civarında arkadaş bir saat beni dinledi. Ama mekan ve zaman sebebiyle çok fazla etkileşim oluşturamadık.
Takip eden haftada Marmara Üniversitesi'nde iki güne dağılmış olarak yaptığımız 3 oturum ise çok verimli geçti. Her bir oturuma 50 civarında kişi katıldı. Karşılıklı etkileşim üst seviyelerdeydi.
Paylaşmayı severim. Bu sitede yer alan Gündelik Başarı için Uygulanabilir Taktikler adlı kitabımın içerdiği konularla ilgili benimle haberleşmek ya da belki bir seminer düzenlememi istemek için bana yazabilirsiniz: acungil@gmail.com
Boğaziçi Üniversitesi'nde 4 günlük yoğun bir etkinlik zincirinin üçüncü gününün akşamında ve Fenerbahçe-Galatasaray maçı başlamadan hemen önceki saatte yer almasına rağmen 80 civarında arkadaş bir saat beni dinledi. Ama mekan ve zaman sebebiyle çok fazla etkileşim oluşturamadık.
Takip eden haftada Marmara Üniversitesi'nde iki güne dağılmış olarak yaptığımız 3 oturum ise çok verimli geçti. Her bir oturuma 50 civarında kişi katıldı. Karşılıklı etkileşim üst seviyelerdeydi.
Paylaşmayı severim. Bu sitede yer alan Gündelik Başarı için Uygulanabilir Taktikler adlı kitabımın içerdiği konularla ilgili benimle haberleşmek ya da belki bir seminer düzenlememi istemek için bana yazabilirsiniz: acungil@gmail.com
22 Kasım 2007 Perşembe
Gündelik Başarı için Uygulanabilir Taktikler seminerleri
Gündelik Başarı için Uygulanabilir Taktiklerin basılmasını sağlama girişiminden önce seminere dönüştürmenin daha öncelikli olduğuna karar vermiştim. Bu yönde Bilge Adam yönetimiyle görüşmelerim oldu ve Bilge Adam'ın katıldığı üniversite etkinliklerinde bu seminerleri yapmaya karar verdik.
3-4 farklı görüşmeden, içeriğin titizlikle incelenmesinden sonra oldu bu. Ama böyle olması bence daha iyi. Aralık ayının ikinci haftasında ilk seminerlerimi veriyor olacağım.
Eser verme ve eserlerime ilgi alanı oluşturma yönünden verimli bir senenin içindeyim. Umarım seminerler istediğim ölçüde başarılı olur ve devamı da gelir.
2008 yılı içerisinde en az iki kitabımın basılmış olmasını hedefliyorum: Gündelik Başarı için Uygulanabilir Taktikler ve Kamil Asma 2053'den bildiriyor.
3-4 farklı görüşmeden, içeriğin titizlikle incelenmesinden sonra oldu bu. Ama böyle olması bence daha iyi. Aralık ayının ikinci haftasında ilk seminerlerimi veriyor olacağım.
Eser verme ve eserlerime ilgi alanı oluşturma yönünden verimli bir senenin içindeyim. Umarım seminerler istediğim ölçüde başarılı olur ve devamı da gelir.
2008 yılı içerisinde en az iki kitabımın basılmış olmasını hedefliyorum: Gündelik Başarı için Uygulanabilir Taktikler ve Kamil Asma 2053'den bildiriyor.
21 Ekim 2007 Pazar
Yiğit iken ölenlere
Şu dünyada bir tek şeye
Yanar içir köynür özüm
Yiğit iken ölenlere
Gök ekini biçmiş gibi
Şehitlerimize rahmet, kalanlara sabır diliyorum.
Toprak, uğruna akan kan varsa topraktır. Hep böyle oldu, hep böyle olacak.
Binlerce yıldır şanla şerefle koruduğumuz bağımsızlığımızı ve onurumuzu korumaya millet olarak devam edeceğimizi biliyorum. Umarım bunun için ödeyeceğimiz bedel, akacak kandan çok, sarf edilecek beyin gücü ile, yorulacak kaslar ile ve hayatların en az zarar görmesi ile olur.
Yanar içir köynür özüm
Yiğit iken ölenlere
Gök ekini biçmiş gibi
Şehitlerimize rahmet, kalanlara sabır diliyorum.
Toprak, uğruna akan kan varsa topraktır. Hep böyle oldu, hep böyle olacak.
Binlerce yıldır şanla şerefle koruduğumuz bağımsızlığımızı ve onurumuzu korumaya millet olarak devam edeceğimizi biliyorum. Umarım bunun için ödeyeceğimiz bedel, akacak kandan çok, sarf edilecek beyin gücü ile, yorulacak kaslar ile ve hayatların en az zarar görmesi ile olur.
18 Ekim 2007 Perşembe
İsteyen adam!
Evime doğru yürürken omzumda bilgisayar çantası Jared Diamond'un kitabından Avustralya ve Yeni Gine kıtalarında yalıtılmış çok küçük nüfusların nasıl yok olduğunu, biraz daha büyük nüfuslarınsa nasıl gelişimde geri kaldıklarını merakla okuyordum. Birden boş bulundum, bişey sorabilir miyim diye yanaşan o bildiğiniz tiplerden biriyle konuşmaya başladım.
İki gündür açmış falan filan, bir ekmek parası! Cebimde tam 40 kuruş bozuk var, çıkarıp verecek oluyorum. Yok ben para istemiyorum, şurda bir çorbacıya gidelim bana bir çorba içir modunda... Tak, para istemeyip çorba içmeyi istediğine göre dediğinde doğru gibi. Ben de tabii bir anda kendimi konuşmanın içinde bulunca henüz beyin faaliyetlerimi tam yönlendirebilmiş durumda değilim. Bu sefer acıyıp cüzdanımdan bir 10 lira çıkarıp veriyorum. 10 lira verebilir modda olduğumu görünce senin memleket nere ayağından sohbete başlıyor ve kendisi de Yıldızeli ilçesinde okumuş oluyor bak bak bak. Ve sohbeti getirip bir anda diyor ki, kendisi de memlekete dönmeye çalışıyormuş ama parası yokmuş dönecek, 28 liraya tren bileti alınıyormuş, para da istemiyormuş, gidip tren bileti alalımmış. Metronun orda da tren bileti satılıyormuş.
Ben tabii bu noktada aymazlığımdan uyanıyorum. Beynimin başından beri bilinçsiz işlediği veriler suyüzüne yani bilince çıkıyor: Açlığı biliriz, oruç tutuyoruz sonuçta. Adam bi kere 2 gündür aç modunda değil. Artı İstanbul'a gurbetten düşmüş birine göre hertarafı avcunun içi gibi biliyor. Çorba şurda, tren bileti şurda falan filan. Belki de kuytu da bekleyen başka arkadaşları var, darpa kadar planları var kim bilir. Yok yok kalanı da başka yerden bulursun falan diye geçiştirip yoluma devam ediyorum.
Yav kardeşim, bu kadar yeteneklisin, satışçı olsana. İş bulamıyorum diyosan, herhangi bir yerde bir günlüğüne bedelsiz satış yapmayı öner. Sen bu yetenekle kesin satış yaparsın, hem de alasını yaparsın. Üstelik dilenmeye göre çok çok büyük paraları kazanabilirsin bu satış yeteneğinle!
Daha bu konuşmadan çıkarılacak çoook ders var. Mesela istemekten, sormaktan çekinmemek ilkesi. Adam çekinmiyor işte. Ne olabilir ki, en fazla reddederdim, bir de hor gören tarzda bakardım, bir de böyle insanları kandıracağınıza çalışın ya nutku çekerdim. Adam buna hazırlamış kendini zaten.
Dilenmek için istemekten bu kadar çekinmeyen, bu kadar ne istediğini bilen bir kişi karşısında düşünmeden edemedim: Kendi istediklerimizi rahatça ve çekinmeden söyleyebilmemiz durumunda hayatlarımı ne kadar da farklı ve ne kadar da daha iyi olurdu.
Hayatta alınacak çok ders var çok, sokaktaki usta bir dilenciden bile.
İki gündür açmış falan filan, bir ekmek parası! Cebimde tam 40 kuruş bozuk var, çıkarıp verecek oluyorum. Yok ben para istemiyorum, şurda bir çorbacıya gidelim bana bir çorba içir modunda... Tak, para istemeyip çorba içmeyi istediğine göre dediğinde doğru gibi. Ben de tabii bir anda kendimi konuşmanın içinde bulunca henüz beyin faaliyetlerimi tam yönlendirebilmiş durumda değilim. Bu sefer acıyıp cüzdanımdan bir 10 lira çıkarıp veriyorum. 10 lira verebilir modda olduğumu görünce senin memleket nere ayağından sohbete başlıyor ve kendisi de Yıldızeli ilçesinde okumuş oluyor bak bak bak. Ve sohbeti getirip bir anda diyor ki, kendisi de memlekete dönmeye çalışıyormuş ama parası yokmuş dönecek, 28 liraya tren bileti alınıyormuş, para da istemiyormuş, gidip tren bileti alalımmış. Metronun orda da tren bileti satılıyormuş.
Ben tabii bu noktada aymazlığımdan uyanıyorum. Beynimin başından beri bilinçsiz işlediği veriler suyüzüne yani bilince çıkıyor: Açlığı biliriz, oruç tutuyoruz sonuçta. Adam bi kere 2 gündür aç modunda değil. Artı İstanbul'a gurbetten düşmüş birine göre hertarafı avcunun içi gibi biliyor. Çorba şurda, tren bileti şurda falan filan. Belki de kuytu da bekleyen başka arkadaşları var, darpa kadar planları var kim bilir. Yok yok kalanı da başka yerden bulursun falan diye geçiştirip yoluma devam ediyorum.
Yav kardeşim, bu kadar yeteneklisin, satışçı olsana. İş bulamıyorum diyosan, herhangi bir yerde bir günlüğüne bedelsiz satış yapmayı öner. Sen bu yetenekle kesin satış yaparsın, hem de alasını yaparsın. Üstelik dilenmeye göre çok çok büyük paraları kazanabilirsin bu satış yeteneğinle!
Daha bu konuşmadan çıkarılacak çoook ders var. Mesela istemekten, sormaktan çekinmemek ilkesi. Adam çekinmiyor işte. Ne olabilir ki, en fazla reddederdim, bir de hor gören tarzda bakardım, bir de böyle insanları kandıracağınıza çalışın ya nutku çekerdim. Adam buna hazırlamış kendini zaten.
Dilenmek için istemekten bu kadar çekinmeyen, bu kadar ne istediğini bilen bir kişi karşısında düşünmeden edemedim: Kendi istediklerimizi rahatça ve çekinmeden söyleyebilmemiz durumunda hayatlarımı ne kadar da farklı ve ne kadar da daha iyi olurdu.
Hayatta alınacak çok ders var çok, sokaktaki usta bir dilenciden bile.
04 Ekim 2007 Perşembe
Mustafa Acungil'le gündelik başarı
Facebook'ta Mustafa Acungil'le gündelik başarı ismiyle bir grup açtım.
İnsanların gündelik başarısına sağlayacağım katkının bir koca yıl boyunca sadece bir insanın hayatını değiştirse bile çok fayda potansiyeli taşıyacağını düşünüyorum.
Tamamen karanlık bir ortamda, tüm bu insanları aydınlatacak kadar ışığı nasıl oluşturacağınız konusunda maliyet hesaplarına dalarsanız, ümitsizliğe kapılırsınız.
Oysa her insan bir mumdur. Siz yandığınızda, başka bir mumu da tutuşturabilirsiniz. Her insan n mumu tutuştursa, ikinci kuşakta n*n, üçüncü kuşakta n*n*n mum tutuşur. Geometrik yayılmaya, aritmetik hesaplar uymaz.
Amacım ne? Okuyun!
İnsanların gündelik başarısına sağlayacağım katkının bir koca yıl boyunca sadece bir insanın hayatını değiştirse bile çok fayda potansiyeli taşıyacağını düşünüyorum.
Tamamen karanlık bir ortamda, tüm bu insanları aydınlatacak kadar ışığı nasıl oluşturacağınız konusunda maliyet hesaplarına dalarsanız, ümitsizliğe kapılırsınız.
Oysa her insan bir mumdur. Siz yandığınızda, başka bir mumu da tutuşturabilirsiniz. Her insan n mumu tutuştursa, ikinci kuşakta n*n, üçüncü kuşakta n*n*n mum tutuşur. Geometrik yayılmaya, aritmetik hesaplar uymaz.
Amacım ne? Okuyun!
23 Eylül 2007 Pazar
Başaracağını bilerek yola çıkmak
Başaracağına inanmak, başarmanın en önemli adımlarından biridir. Başaracağınıza inanmıyorsanız, başarma ihtimaliniz son derece düşüktür.
Belki daha önemli bir adım, başaracağını bilmektir. Başaracağını bilerek yola çıkan bir kişi, çok büyük bir aksaklık olmazsa, başarır.
Bununla ilgili çok güzel bir örneği okuduğum bir yerlerden hatırlıyorum. Kafamda çok iyi yer etmiş, ama belki de tam olarak hatırladığım gibi değildir. Kaynak ya da isimleri hatırlamıyorum. Tamamen hayal gücümün uydurması bile olsa son derece etkileyici:
Hicret'ten sonra Peygamber Efendimiz, Mekke'den hicret edenlerle Medine'de yerleşik müslümünları kardeş eder. Bu genel bir eşleme değildir. Tek tek Muhacirlerin her biri için Ensar'dan belirli bir kişi kardeş ilan edilir. Ensar'dan olan kişi, Muhacir'den olan kardeşine mal varlığının yarısını verir. Böylelikle tüm varlıklarını geride bırakarak bir canlarıyla hicret etmiş olan Muhacir toplum hayatına katılmış olur.
Bu kısmını sadece zemini oluşturmak için anlattım. Muhacirden adını hatırlamadığım bir tanesine Ensar'dan olan kardeşi mallarından vermeye çalışırken, beriki hiçbir şey istemez. "Bana sadece pazarın yolunu göster" der.
Hiçbir şeyi yokken, sadece pazar yerini öğrenmeyle tekrar zenginliğini hızla üretebilecek bir insan. Başaracağını bilen bir insan. Bu insan nasıl başarılı olmayabilir?
Belki daha önemli bir adım, başaracağını bilmektir. Başaracağını bilerek yola çıkan bir kişi, çok büyük bir aksaklık olmazsa, başarır.
Bununla ilgili çok güzel bir örneği okuduğum bir yerlerden hatırlıyorum. Kafamda çok iyi yer etmiş, ama belki de tam olarak hatırladığım gibi değildir. Kaynak ya da isimleri hatırlamıyorum. Tamamen hayal gücümün uydurması bile olsa son derece etkileyici:
Hicret'ten sonra Peygamber Efendimiz, Mekke'den hicret edenlerle Medine'de yerleşik müslümünları kardeş eder. Bu genel bir eşleme değildir. Tek tek Muhacirlerin her biri için Ensar'dan belirli bir kişi kardeş ilan edilir. Ensar'dan olan kişi, Muhacir'den olan kardeşine mal varlığının yarısını verir. Böylelikle tüm varlıklarını geride bırakarak bir canlarıyla hicret etmiş olan Muhacir toplum hayatına katılmış olur.
Bu kısmını sadece zemini oluşturmak için anlattım. Muhacirden adını hatırlamadığım bir tanesine Ensar'dan olan kardeşi mallarından vermeye çalışırken, beriki hiçbir şey istemez. "Bana sadece pazarın yolunu göster" der.
Hiçbir şeyi yokken, sadece pazar yerini öğrenmeyle tekrar zenginliğini hızla üretebilecek bir insan. Başaracağını bilen bir insan. Bu insan nasıl başarılı olmayabilir?
Etiketler:
Kararlılık,
Odaklanmak,
Olumlamak,
Sihirli iksir
21 Eylül 2007 Cuma
Bilinçli çalışma alanı, bilinçsiz çalışma alanı
Adam Zeman'ın Bilinç, Kullanım Kılavuzu adlı kitabını sonunda bitirdim. Her ne kadar bilimsel ağırlıkta yazmamaya çalışmışsa da, okuması hayli zor bir kitaptı.
Sonlarına doğru yazarın da bir başkasından alıntıladığı bir benzetim benim için çok çarpıcıydı. Zihin kapasitesi üzerine son zamanlarda okuduklarım, kendi yazdıklarım, çalışmalarım... hepsini bütünleyen bir ışık çaktı benim için.
Burada benzetimi kendime göre betimleyerek yapacağım. Kitapta anlatılan tam da bu şekilde değil.
Diyelim ki sizin için çalışan milyonlarca insan var. Bunlar özerk olarak da çalışabiliyorlar. Ne kadar mükemmel! Zaman zaman sizin denetiminiz ve yönlendirmeniz gereken konular oluyor. Bu durumda bir kürsüye çıkıp onları sizin kontrolünüzde çalıştırıyorsunuz. Böyle bir durumda tabii ki kapasite çok daha düşük oluyor, çünkü siz tek kişisiniz. Sizinle çalışabilecek kişi sayısı da kısıtlanmış oluyor.
Şimdi sıkı durun. Sizin için çalışan milyonlarca insan, beyninizdeki hücreler ve birleşim noktaları. Sizse bilincinizsiniz. Bilinçli olarak bir iş yapmaya kalktığınızda bilincin denetimi belirli ölçüde sırasal bir yaklaşım gerektirdiğinden kapasite azalıyor. Ama yaptığınız çalışma bilinçli ve tamamen kontrolünüzde oluyor. Kendi başlarına çalışırlarken ise, bilinç kontrolünde olmadan çalışıyor bu milyonlar. Vücudunuzdaki son derece karmaşık sistemler nasıl başarıyla yürütülüyor sanıyorsunuz! Bilincinizin kontrolü gerekse, bir dakika bile nefes almaya ve yaşamsal faaliyetleri sürdürmeye yetişemezdiniz!
Yaptığınız herşeyi illa bilinçle yapmaya çalışırsanız, kapasitenizi çok düşürüyorsunuz. Kürsüye çıktığınız zamanları işleri yapmaya ayırmayın! Bu milyonlarca çalışanınıza ne istediğinizi söylemeye ayırın.
Bir örnek vermek gerekirse, bilinçli olarak kilo vermeye kafa yormayın. Kilo vermek için doğrudan bilincinizi yormayın. Karar verin. Kaç kilo olmak istediğinizi belirleyin. Kürsüye çıkıp zihninizin bilinçsiz çalışan büyük kısmına seslenin. Onlara ne istediğinizi söyleyin!
Kendi zihninize, kendi bilinçaltınıza ne istediğinizi söyleyin! Bilincin, en önemli görevi istemektir. Niyet ve isteğinizi bilinçaltınıza iyice duyurduğunuzda, bilinçle asla yapamayacağınız işleri yapan bu kalabalık güç, belirttiğiniz niyet ve istek için çalışmaya başlar. O zaman sorunlarınızı çözmek, öğrenmek, gelişmek için ani ilhamlar doğmaya başlar içinize. O ilhamları doğuran, arka planda siz farketmeden çalışan bilinçsiz zihninizdir!
Kendi kapasitenizi fark edin! Düşündükleriniz gerçekleriniz olur. İstediklerinizi elde edersiniz.
Sonlarına doğru yazarın da bir başkasından alıntıladığı bir benzetim benim için çok çarpıcıydı. Zihin kapasitesi üzerine son zamanlarda okuduklarım, kendi yazdıklarım, çalışmalarım... hepsini bütünleyen bir ışık çaktı benim için.
Burada benzetimi kendime göre betimleyerek yapacağım. Kitapta anlatılan tam da bu şekilde değil.
Diyelim ki sizin için çalışan milyonlarca insan var. Bunlar özerk olarak da çalışabiliyorlar. Ne kadar mükemmel! Zaman zaman sizin denetiminiz ve yönlendirmeniz gereken konular oluyor. Bu durumda bir kürsüye çıkıp onları sizin kontrolünüzde çalıştırıyorsunuz. Böyle bir durumda tabii ki kapasite çok daha düşük oluyor, çünkü siz tek kişisiniz. Sizinle çalışabilecek kişi sayısı da kısıtlanmış oluyor.
Şimdi sıkı durun. Sizin için çalışan milyonlarca insan, beyninizdeki hücreler ve birleşim noktaları. Sizse bilincinizsiniz. Bilinçli olarak bir iş yapmaya kalktığınızda bilincin denetimi belirli ölçüde sırasal bir yaklaşım gerektirdiğinden kapasite azalıyor. Ama yaptığınız çalışma bilinçli ve tamamen kontrolünüzde oluyor. Kendi başlarına çalışırlarken ise, bilinç kontrolünde olmadan çalışıyor bu milyonlar. Vücudunuzdaki son derece karmaşık sistemler nasıl başarıyla yürütülüyor sanıyorsunuz! Bilincinizin kontrolü gerekse, bir dakika bile nefes almaya ve yaşamsal faaliyetleri sürdürmeye yetişemezdiniz!
Yaptığınız herşeyi illa bilinçle yapmaya çalışırsanız, kapasitenizi çok düşürüyorsunuz. Kürsüye çıktığınız zamanları işleri yapmaya ayırmayın! Bu milyonlarca çalışanınıza ne istediğinizi söylemeye ayırın.
Bir örnek vermek gerekirse, bilinçli olarak kilo vermeye kafa yormayın. Kilo vermek için doğrudan bilincinizi yormayın. Karar verin. Kaç kilo olmak istediğinizi belirleyin. Kürsüye çıkıp zihninizin bilinçsiz çalışan büyük kısmına seslenin. Onlara ne istediğinizi söyleyin!
Kendi zihninize, kendi bilinçaltınıza ne istediğinizi söyleyin! Bilincin, en önemli görevi istemektir. Niyet ve isteğinizi bilinçaltınıza iyice duyurduğunuzda, bilinçle asla yapamayacağınız işleri yapan bu kalabalık güç, belirttiğiniz niyet ve istek için çalışmaya başlar. O zaman sorunlarınızı çözmek, öğrenmek, gelişmek için ani ilhamlar doğmaya başlar içinize. O ilhamları doğuran, arka planda siz farketmeden çalışan bilinçsiz zihninizdir!
Kendi kapasitenizi fark edin! Düşündükleriniz gerçekleriniz olur. İstediklerinizi elde edersiniz.
19 Eylül 2007 Çarşamba
Küçük şeyleri ihmal edip, sırtınızda kambur biriktirmeyin
Kişisel gelişimle ilgili okuduğum şeyleri, önceleri zaten uyguluyor olduğum şeyleri teyit amaçlı algılıyordum. Sonra Robert Kiyosaki'nin Zengin Baba Fakir Baba kitabıyla başlayarak bir dizi kişisel gelişim kitabında, ufkumu açıcı şeyler keşfetmeye başladım.
Önemli kaynaklardan biri, Tavuk Suyuna Çorba (Chicken Soup for the Soul) serisinin yazar ve editörlerinden Jack Canfield. Canfield'ın kitaplarından birinde, zaten farkında olduğum bir kötü özelliğimin sayfada yansımasını görmek hayli etkili oldu benim için. Daha önceden okuduğum birkaç kitapla birlikte artık oradaki öğütleri alıp uygulayacak duruma gelmiştim.
Büyük şeylerle uğraşmayı severim. Çoğu insana zor gelen pek çok iş yaptım şimdiye kadar. Ama küçük işleri, sıradan işleri hiç sevmem. Özellikle derlemek, toplamak, düzenlemek gibi şeyler hoşuma gitmez. Bu tür konularda benden beklenmeyecek derecede tembellik ettiğim olur.
Okuduklarımın etkisi ve biraz da yaşamın zoruyla bu biriken konulara el atmaya başladım.
Mesela uzun süredir iptal ettirmeyi düşündüğüm fazladan iki kredi kartını sonunda iptal ettirdim. Uzun süredir evde suyla ilgili yaşadığımız birkaç problemi bir gün sadece iki saati ayırıp bir usta getirerek sonunda bitirdim.
Bunlar ufak tefek şeyler ama sürekli insanın kafasının bir köşesini işgal edip huzursuzluk veriyorlar.
Halıların altına süpürdüğünüz şeyleri karşınıza alın. Ya yapın. Ya yaptırın. Ya tamamen vaz geçin. Sonuçlandırın. Emin olun o ufak şeylerden kurtulmak, yeni şeyler elde etmenizde önemli bir açılım sağlayacaktır.
Önemli kaynaklardan biri, Tavuk Suyuna Çorba (Chicken Soup for the Soul) serisinin yazar ve editörlerinden Jack Canfield. Canfield'ın kitaplarından birinde, zaten farkında olduğum bir kötü özelliğimin sayfada yansımasını görmek hayli etkili oldu benim için. Daha önceden okuduğum birkaç kitapla birlikte artık oradaki öğütleri alıp uygulayacak duruma gelmiştim.
Büyük şeylerle uğraşmayı severim. Çoğu insana zor gelen pek çok iş yaptım şimdiye kadar. Ama küçük işleri, sıradan işleri hiç sevmem. Özellikle derlemek, toplamak, düzenlemek gibi şeyler hoşuma gitmez. Bu tür konularda benden beklenmeyecek derecede tembellik ettiğim olur.
Okuduklarımın etkisi ve biraz da yaşamın zoruyla bu biriken konulara el atmaya başladım.
Mesela uzun süredir iptal ettirmeyi düşündüğüm fazladan iki kredi kartını sonunda iptal ettirdim. Uzun süredir evde suyla ilgili yaşadığımız birkaç problemi bir gün sadece iki saati ayırıp bir usta getirerek sonunda bitirdim.
Bunlar ufak tefek şeyler ama sürekli insanın kafasının bir köşesini işgal edip huzursuzluk veriyorlar.
Halıların altına süpürdüğünüz şeyleri karşınıza alın. Ya yapın. Ya yaptırın. Ya tamamen vaz geçin. Sonuçlandırın. Emin olun o ufak şeylerden kurtulmak, yeni şeyler elde etmenizde önemli bir açılım sağlayacaktır.
17 Eylül 2007 Pazartesi
Behiç Tanağardı dinliyor
Şimdiye kadar çeşitli şirketlerde patronlarım oldu.
Hiçbir şirkette patrona eyvallahım olmadı. Onu da kendim gibi bir insan olarak gördüm. Ama yaptıklarıyla, ortaya koyduklarıyla duyduğum saygının seviyesi belirlendi.
Şimdiye kadar hiç Behiç Tanağardı kadar saygı duyduğum bir patronum olmadı.
İş görüşmesinde bir araya geldiğimiz ilk toplantıdan itibaren özellikle konuşulabilirliğine, insanları dinlemesine hayran kaldım. İlerleyen aylarda, yurtdışından gelen bir iş teklifine kadar pek çok konuyu kendisiyle rahatça paylaştım ve tecrübelerinden, önerilerinden, yaklaşımlarından hem kişisel hayatım için hem de iş hayatında çok yararlandım.
Behiç Beye gündelik başarı için uyguladığı bir taktiği sorduğumda 'empati kurmak' ifadesini duymak benim için çok şaşırtıcı olmadı.
Ne yazık ki empati hayli eskitilmiş, biraz ağızlarda sakız olmuş bir kelime. Ama gerçekten empati kurabilenler, bu yeteneklerinin çok büyük faydalarını görüyorlar.
Behiç Bey empati kurarak başarılı olduğunu söylemiyor. Başarılı olmak için empati kurduğunu söylüyor. Bu da aslında başka bir başarı taktiği olarak yazılabilir. Burada kısaca özetleyecek olursak, 'ne oldum değil ne olacağım' diyor Behiç Tanağardı. Geldiği noktadan tamamen memnun olan, tabii ki ilerlemeye devam edemez.
Empati kurmayı biraz derinleştirmek için kendisine birkaç soru sordum.
"Zor kızarım" dedi, "Kızdığım tek şey, sebebini bilemediğim ya da anlayamadığım durumlardır. Çok ani bir durum oluştuğunda bile öncelikle sebebini anlamaya çalışırım. Sadece gerçekleşen olayı değil, etrafını da bir bütün olarak ele alırım."
Behiç Bey'in empatideki alt sırları bence iki noktada toplanıyor: Anlamayı gerçekten istemesi ve bunun için gerekli gayreti sarf etmesi, bir de karşısındaki kişinin tüm içtenliğiyle konuşacağı şekilde ortam oluşturması.
Empatideki 'bence' derin başarısında, aile ve çocukluk çevresinden gelen yaklaşımların yanısıra gündelik olarak bu yeteneğini geliştirmek için sürekli bilinçli bir çaba göstermesinin büyük etkisi olduğunu söylüyor.
Bilge Adam'ın üstün başarısında kişisel olarak önemli bir katkısı olan Behiç Tanağardı ile tanıştığım ve kendisiyle beraber çalışıyor olduğum için çok mutluyum. Adını duyup da tanışmamışlar varsa, tanışmalarını tavsiye ederim.
Hiçbir şirkette patrona eyvallahım olmadı. Onu da kendim gibi bir insan olarak gördüm. Ama yaptıklarıyla, ortaya koyduklarıyla duyduğum saygının seviyesi belirlendi.
Şimdiye kadar hiç Behiç Tanağardı kadar saygı duyduğum bir patronum olmadı.
İş görüşmesinde bir araya geldiğimiz ilk toplantıdan itibaren özellikle konuşulabilirliğine, insanları dinlemesine hayran kaldım. İlerleyen aylarda, yurtdışından gelen bir iş teklifine kadar pek çok konuyu kendisiyle rahatça paylaştım ve tecrübelerinden, önerilerinden, yaklaşımlarından hem kişisel hayatım için hem de iş hayatında çok yararlandım.
Behiç Beye gündelik başarı için uyguladığı bir taktiği sorduğumda 'empati kurmak' ifadesini duymak benim için çok şaşırtıcı olmadı.
Ne yazık ki empati hayli eskitilmiş, biraz ağızlarda sakız olmuş bir kelime. Ama gerçekten empati kurabilenler, bu yeteneklerinin çok büyük faydalarını görüyorlar.
Behiç Bey empati kurarak başarılı olduğunu söylemiyor. Başarılı olmak için empati kurduğunu söylüyor. Bu da aslında başka bir başarı taktiği olarak yazılabilir. Burada kısaca özetleyecek olursak, 'ne oldum değil ne olacağım' diyor Behiç Tanağardı. Geldiği noktadan tamamen memnun olan, tabii ki ilerlemeye devam edemez.
Empati kurmayı biraz derinleştirmek için kendisine birkaç soru sordum.
"Zor kızarım" dedi, "Kızdığım tek şey, sebebini bilemediğim ya da anlayamadığım durumlardır. Çok ani bir durum oluştuğunda bile öncelikle sebebini anlamaya çalışırım. Sadece gerçekleşen olayı değil, etrafını da bir bütün olarak ele alırım."
Behiç Bey'in empatideki alt sırları bence iki noktada toplanıyor: Anlamayı gerçekten istemesi ve bunun için gerekli gayreti sarf etmesi, bir de karşısındaki kişinin tüm içtenliğiyle konuşacağı şekilde ortam oluşturması.
Empatideki 'bence' derin başarısında, aile ve çocukluk çevresinden gelen yaklaşımların yanısıra gündelik olarak bu yeteneğini geliştirmek için sürekli bilinçli bir çaba göstermesinin büyük etkisi olduğunu söylüyor.
Bilge Adam'ın üstün başarısında kişisel olarak önemli bir katkısı olan Behiç Tanağardı ile tanıştığım ve kendisiyle beraber çalışıyor olduğum için çok mutluyum. Adını duyup da tanışmamışlar varsa, tanışmalarını tavsiye ederim.
Etiketler:
Behiç Tanağardı,
dinlemek,
empati,
Sihirli iksir
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
